Mektuplara dön

COP31 Başkanı'nın Taraflara Üçüncü Mektubu

28 Ağustos 2026
Murat Kurum | COP31 Başkanı
COP31 Başkanı ve Müzakereler Başkanı'ndan Ortak Mektup
Mektup

Önümüzdeki zorluklar büyük; ancak fırsatlar da o denli büyük

Ekselansları, değerli meslektaşlarım ve kıymetli dostlarım,

Bir önceki mektubumuzdan bu yana Taraflar, küresel iklim süreci açısından kritik bir dönemde, Bonn'da düzenlenen Yardımcı Organların Altmış Dördüncü Oturumlarında (SB64) bir araya geldi. Oturum boyunca gösterdikleri kararlı adanmışlık, yapıcı katılım ve yorulmak bilmez çabaları için bütün Taraflara, Yardımcı Organların Başkan ve Başkan Yardımcılarına, eş kolaylaştırıcılara ve eş başkanlara, gözlemcilere ve BM İklim Değişikliği Sekretaryası'na içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Türkiye-Avustralya Ortaklık Modalitelerinin ilk büyük kilometre taşı olan SB64; karşılıklı güvenin, yakın iş birliğinin ve çok taraflılığa duyulan sarsılmaz bağlılığın gücünü ortaya koydu. Taraflar; açık, saygılı ve yapıcı bir diyalog yoluyla gündemin tamamında esasa ilişkin çalışmaları ilerletti, önümüzdeki aylar için sağlam bir zemin hazırladı ve BM iklim sürecinin etkinliğine duyulan güveni pekiştirdi.

Resmî müzakerelerin ötesinde artan ivme bizi cesaretlendiriyor.

Son birkaç ayda, Londra İklim Eylem Haftası kapsamındaki çeşitli temaslar; hükümetlerin, özel sektörün, iş dünyasının, finans kuruluşlarının ve sivil toplumun ortaklıkları güçlendirme ve iddialı iklim eyleminin hayata geçirilmesini hızlandırma yönündeki artan kararlılığını gözler önüne serdi. Bu açık istişareler, Bonn'daki SB64 oturumları sırasında tanıtmaktan memnuniyet duyduğumuz COP31 Aksiyon Ajandası'nın geliştirilmesine yön verdi.

Bu mektupta, COP31 Aksiyon Ajandası'nın Antalya'ya giden yolda Taraflara ve paydaşlara uygulamayı hızlandırma, uluslararası iş birliğini güçlendirme ve pratik çözümleri harekete geçirme konusunda nasıl destek olacağını ana hatlarıyla ortaya koyuyoruz. Öncelikli temalarımıza, Küresel İklim Eylemi Ajandası'nın ilerleyişine, planlanan Tematik Günlere ve COP31 öncesindeki önemli temas anlarına genel bir bakış sunuyoruz.

Katılımları ve uzmanlıklarıyla Aksiyon Ajandası'na biçim veren bütün Taraflara ve paydaşlara derin şükranlarımı sunuyorum.

Bu yıl Bonn'da COP sürecinde önemli bir yenilik yaşandı. Aksiyon Ajandası'nın Yardımcı Organ oturumlarına tanıtımı sırasında, ilk kez bir COP Başkanlığı, Tarafları hem önceliklerin hem de uygulamanın şekillendirilmesine en baştan derinlemesine katılmaya davet etti. Bu yaklaşım, başarılı bir COP'un açıklık, kapsayıcılık ve sürekli diyalog üzerine kurulması gerektiğine olan inancımızı yansıtıyor. Vizyonumuzu erken bir aşamada paylaşarak gerçek anlamda Taraf güdümlü bir süreç kurmayı ve ortak sahiplenme duygusunu güçlendirmeyi amaçladık.

Paris Anlaşması'nın ikinci on yılına girerken, ortak hedefleri pratik eyleme dönüştürme ihtiyacı her zamankinden daha acil hâle geldi. Aksiyon Ajandası; uygulamayı hızlandırabilecek ve somut sonuçlar üretebilecek gönüllü girişimleri, ortaklıkları ve koalisyonları harekete geçirerek resmî müzakereleri tamamlıyor ve karşılıklı olarak güçlendiriyor.

Pratik bir uygulama platformu olarak tasarlanan Aksiyon Ajandası; ortaklıkları güçlendirmeyi, ölçeklenebilir çözümleri ilerletmeyi, finansman ve yatırımı harekete geçirmeyi ve insanlar, ekonomiler ve ekosistemler için somut faydalar sağlamayı hedefliyor. Açık ve eylem odaklı hedeflerle desteklenen öncelikli alanları belirleyerek; yüksek etkili alanlara güçlü bir odakla, pratik, ölçeklenebilir ve ülke sahipliğindeki çözümlere yatırım yönlendirilmesine katkı sunmayı amaçlıyor.

Katılımları ve uzmanlıklarıyla Aksiyon Ajandası'na biçim veren bütün Taraflara ve paydaşlara derin şükranlarımı sunuyorum. Katkıları sayesinde Ajanda, farklı bakış açılarını yansıtırken kapsayıcılık, dengeli katılım ve ortak sahiplenme ilkelerini de pekiştiriyor.

Yeosu'daki İklim Haftası-3, Petersberg İklim Diyaloğu, Kopenhag İklim Bakanlar Toplantısı, SB64, Londra İklim Eylem Haftası ve çok sayıda ikili istişarede görülen güçlü ilgi ve olumlu karşılık; Aksiyon Ajandası'nın uygulamayı hızlandırmak ve hükümetler, iş dünyası, finans, sivil toplum, akademi ve uluslararası kuruluşlar arasında iş birliğini güçlendirmek için etkili bir platform olabileceğine dair güvenimizi pekiştirdi.

Antalya'ya ilerlerken Aksiyon Ajandası'nı Taraflar ve paydaşlarla birlikte geliştirmeye kararlıyız. Değerli Avustralyalı meslektaşlarımızla yakın iş birliği içinde çalışarak; Ajanda'nın Taraf güdümlü istişareleri tamamlamasını ve güçlendirmesini, Antalya'ya giden yolda Taraflar ve paydaşlarla şeffaf, kapsayıcı ve pratik iş birliğini desteklemeyi sürdürmesini sağlayacağız.

Ortaya koyduğumuz hedefler; birleşmeye, koalisyonlar kurmaya ve eylemi hızlandırmaya yönelik küresel bir çağrıdır

COP31 Aksiyon Ajandası'nı geliştirirken, önceki COP'ların mirasını ve COP30 Belém'de tanıtılan Küresel İklim Eylemi Ajandası 5 Yıllık Vizyonu'nu temel aldık; böylece Başkanlıklar arasında sürekliliği korurken küresel iklim eyleminin bir sonraki aşamasına uygulama odaklı bir katkı sunuyoruz.

COP31 Aksiyon Ajandası, günümüzün en acil iklim ve jeopolitik sorunlarına yanıt veren on öncelikli tema etrafında kurgulandı. Bu temalar, Küresel İklim Eylemi Ajandası'nın altı ekseninde temellenerek COP31 programına tutarlı bir yapı kazandırıyor; ilk Küresel Durum Değerlendirmesi'nin çıktılarıyla süreklilik ve uyum sağlıyor. COP31 Aksiyon Ajandası, altı eksendeki Aktivasyon Gruplarının çalışmalarını destekleyecek ve öne çıkaracak; Başkanlığın önceliklerini, 2026 Çalışma Programı'nda tarif edildiği üzere Marakeş Ortaklığı altındaki mevcut çalışma akışlarıyla buluşturacak.

On öncelikli tema şunlardır: (1) Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon, (2) Sıfır Atık ve Metan Azaltımı, (3) İklim Dirençli Şehirler, (4) Yeşil Sanayileşme, (5) Gençlik ve Eğitim, (6) Gıda Güvenliği, (7) Okyanuslar ve Denizler, (8) Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri, (9) Rio Sinerjileri ve (10) İklim Uygulama Köprüsü. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme; bütün öncelikli temalarda kesişen kolaylaştırıcı koşullar olarak yer alacak ve bu temaların pratik ve ölçeklenebilir uygulama yollarına dönüşmesini destekleyecek. Bu öncelikli temaların hayata geçirilmesini ve hedeflerimize ulaşmak için gerekli girişimlerin geliştirilmesini yönlendirmek üzere bakanlıklar arası geniş bir ekip oluşturduk. Öncelikli temalar; bilime dayalı, kanıt odaklı ve uygulama yönelimli bir yaklaşımla belirlendi. Mevcut kanıt tabanından hareketle, önce iklim eylemi ile sürdürülebilir kalkınmanın kesişimindeki en acil küresel sorunları tespit ettik. Ardından ortak eylemin en büyük etkiyi yaratabileceği alanlara odaklanarak bu sorunları, 2035'e kadar somut sonuçlar üretebilecek ölçülebilir küresel uygulama hedefleri dizisine dönüştürdük.

Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon; emisyonları azaltırken enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi, enerjiyi uygun maliyetli kılmayı ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemeyi amaçlıyor. Elektrifikasyonun; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve evrensel enerji erişimiyle birlikte hızlandırılması, binalar, ulaştırma ve sanayi dâhil pek çok sektörde emisyon azaltımı sağlayabilir. Merkezî rolüne rağmen elektrik, küresel nihai enerji tüketiminin yalnızca yaklaşık %23'ünü oluşturuyor; 666 milyon insan hâlâ elektriğe, yaklaşık 2 milyar insan ise temiz pişirme imkânına erişemiyor. Aynı zamanda küresel elektrik talebinin; ekonomik kalkınmanın, dijitalleşmenin ve elektrifikasyonun hızlanan seyrini yansıtacak biçimde 2026-2030 arasında yıllık ortalama %3,6 oranında artması bekleniyor. IPCC, TÜBA, IEA, IRENA ve diğer kuruluşların değerlendirmeleri; elektrifikasyon ile elektrik sektörünün karbonsuzlaştırılmasını, emisyon azaltımının birbirini güçlendiren itici güçleri ve net sıfır emisyon ile ısınmayı 1,5°C ile sınırlama patikalarının vazgeçilmez bileşenleri olarak tutarlı biçimde ortaya koyuyor. Bu bilimsel arka plan karşısında, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2035'e kadar %35'e çıkarılması; iddialı ama ulaşılabilir bir uygulama hedefi olup temiz elektrik, modern şebekeler ve nihai kullanımda elektrifikasyonun yaygınlaştırılmasını hızlandıracak, kısa vadeli eylemi uzun vadeli net sıfır patikalarıyla hizalayacaktır.

Sıfır Atık ve Metan Azaltımı; atığı en aza indirerek ve doğrusal üretim-tüketim modellerine bağımlılığı azaltarak doğal kaynaklar, ekosistemler ve iklim üzerindeki baskıyı hafifletmeyi amaçlıyor. Hızla artan atık üretimi ve doğrusal üretim-tüketim kalıplarının sürmesi; doğal kaynaklar, ekosistemler ve iklim üzerinde giderek büyüyen bir baskı oluşturuyor. Daha güçlü adımlar atılmazsa artan belediye katı atık miktarı; düzenli depolama sahalarından kaynaklanan metan emisyonlarının yükselmesine, kaynakların daha hızlı tükenmesine ve çevre kirliliğinin artmasına yol açacak. Küresel Metan Değerlendirmesi'ne (UNEP ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu) göre metan, mevcut küresel ısınmanın yaklaşık %30'undan sorumlu ve metan emisyonlarını azaltmak, kısa vadeli sıcaklık artışını yavaşlatmanın en hızlı ve en etkili stratejileri arasında yer alıyor. Dolayısıyla atık sektörü; atık önleme, döngüsel kaynak kullanımı ve organik atık yönetiminin iyileştirilmesi yoluyla kısa vadede iklim faydası sağlayacak kritik bir fırsat sunuyor. Ayrıca IEA; malzeme verimliliğinin artırılmasının, geri dönüşümün yaygınlaştırılmasının, atık yönetiminin güçlendirilmesinin ve organik atıktan biyogaz ile biyometan üretiminin çoğaltılmasının, 2035'e kadar enerji sektörü sera gazı emisyonlarını yılda 1,5 GtCO₂-eş değerinden fazla azaltabileceğini öngörüyor. Bu bilimsel arka plan karşısında, küresel yıllık belediye katı atık üretimindeki öngörülen artışın 2035'e kadar en az %50 oranında azaltılması; bilime dayalı ve ölçülebilir bir uygulama kilometre taşı sunuyor. Hedef; atık önlemeyi metan azaltımı ve döngüsel ekonomi yaklaşımlarıyla birlikte önceliklendirerek emisyonları kaynağında ele alırken kaynak verimliliğini artırıyor, kaynak güvenliğini güçlendiriyor ve ekosistemler üzerindeki baskıyı azaltıyor.

İklim Dirençli Şehirler; dayanıklı altyapıyı, sürdürülebilir konutu ve düşük karbonlu kentsel sistemleri hızlandırarak şehirlerin sıcak hava dalgaları başta olmak üzere iklim risklerine maruziyetini azaltmayı amaçlıyor. Kentleşme hızlandıkça binalar ve kentsel altyapı; hem emisyon seyrinin hem de toplulukların dayanıklılığının belirlenmesinde tayin edici bir rol oynayacak. UNEP Binalar ve İnşaat Küresel Durum Raporu 2025-2026'ya göre binalar ve inşaat sektörü, küresel CO₂ emisyonlarının üçte birinden fazlasını oluşturuyor; sektörün işletme kaynaklı emisyonları 2024'te 9,9 GtCO₂'ye ulaşarak IEA Net Sıfır Emisyon Senaryosu'nun gerektirdiği patikanın yaklaşık 3,5 GtCO₂ üzerinde kaldı. Aynı zamanda küresel soğutma kapasitesinin 2022'deki 22 TW seviyesinden 2050'ye kadar 68 TW'a, yani üç katından fazlasına çıkması bekleniyor; binalar belirgin biçimde daha verimli hâle gelmedikçe bu, elektrik sistemleri üzerinde eşi görülmemiş bir baskı oluşturacak. Bu bilimsel arka plan karşısında, bina sektöründe enerji kullanım yoğunluğunun 2035'e kadar en az %25 azaltılması; bilime dayalı ve ölçülebilir bir uygulama kilometre taşı sunuyor. Binalar tipik olarak on yıllar boyunca kullanımda kaldığından, önümüzdeki on yılda verimlilik iyileştirmelerinin hızlandırılması yalnızca uzun vadeli karbon kilitlenmesinden kaçınmak için değil; kentsel dayanıklılığı artan sıcaklıklara karşı güçlendirmek, soğutma kaynaklı enerji talebini azaltmak ve kırılgan kesimleri iklim etkilerinden korumak için de kritik önemde.

Yeşil Sanayileşme; uluslararası iş birliği, yatırım ve teknoloji yaygınlaştırması yoluyla, azaltımı zor sektörlerde rekabetçi, dayanıklı ve düşük karbonlu sanayi üretimini hızlandırmayı amaçlıyor; bu da ülkelerin aynı anda emisyonlarını azaltmasını, rekabet güçlerini artırmasını ve daha dayanıklı değer zincirleri kurmasını gerektiriyor. Azaltımı zor sektörler küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %34'ünü oluştururken sanayi, küresel nihai enerjinin yaklaşık %40'ını tüketiyor; bu da hem üretim süreçlerinin hem de kaynak kullanımının dönüştürülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Döngüsel ekonominin sanayi karbonsuzlaşmasının kilit kolaylaştırıcısı olduğu giderek daha fazla kabul görse de küresel döngüsel malzeme kullanım oranı yalnızca %6,9 düzeyinde; bu da mevcut uygulamalarla net sıfır dönüşümünü destekleyecek kaynak verimliliği düzeyi arasında ciddi bir açık olduğunu gösteriyor. Uluslararası Kaynak Paneli'ne göre küresel malzeme çıkarımı 1970'ten bu yana üç katından fazla arttı ve kararlı adımlar atılmazsa artmayı sürdürecek; bu da kaynak verimliliğini ve döngüselliği uzun vadeli iklim ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri için vazgeçilmez kılıyor. Bu bilimsel arka plan karşısında, küresel döngüsel malzeme kullanım oranının 2035'e kadar en az %15'e çıkarılması; bilime dayalı ve ölçülebilir bir uygulama kilometre taşı sunuyor. İkincil malzeme kullanımının yaygınlaşması; birincil kaynak çıkarımına olan talebi azaltıyor, enerji tüketimini ve sanayi emisyonlarını düşürüyor, kaynakların giderek kısıtlandığı bir dünyada tedarik zinciri dayanıklılığını güçlendiriyor. İklim faydalarının ötesinde, döngüselliğin artması sanayi rekabet gücünü yükseltiyor, yeniliği teşvik ediyor ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi destekliyor.

Gençlik ve Eğitim; bugünün ve geleceğin kuşaklarını, iklim eylemini yürütmek ve adil, dayanıklı ve kalıcı bir dönüşümü desteklemek için gereken bilgi, beceri ve fırsatlarla donatmayı amaçlıyor. Çocuklar ve gençler, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en kırılgan kesimler arasında yer alırken aynı zamanda iklime dayanıklı ve düşük karbonlu bir geleceğe geçişi yürütecek kuşağı temsil ediyor. UNICEF'e göre yalnızca 2024'te iklim kaynaklı şoklar, 85 ülkede en az 242 milyon öğrencinin eğitimini kesintiye uğrattı. Aynı zamanda sürdürülebilir ekonomilere geçiş, iklim bilgisi ve yeşil beceriler gerektiriyor. Bu bilimsel arka plan karşısında, 2035'e kadar herkes için iklim eylemi eğitiminin sağlanması; iklim okuryazarlığını, uyum kapasitesini ve bilinçli karar almayı güçlendirirken gelecek kuşakları yeşil ekonomiye hazırlayan açık bir uygulama kilometre taşı sunuyor. Evrensel iklim eğitimi, farkındalık oluşturmanın ötesinde; iklim hedeflerini kalıcı uygulamaya ve uzun vadeli dayanıklılığa dönüştürmek için gereken nitelikli iş gücünün, bilinçli yurttaşların ve kurumsal kapasitenin oluşmasına yardımcı olacak. Bu tema; çocukların ve gençlerin iklim kararlarına ve politika süreçlerine anlamlı katılımının önemini kabul eden Başkanlık Genç İklim Şampiyonu'nun amaçlarını temel alıyor.

Gıda Güvenliği; dayanıklı tarım sistemleri, daha güçlü su yönetimi ve iklim-su-gıda bağlantısı genelinde bütüncül yaklaşımlar yoluyla geçim kaynaklarını korumak üzere dayanıklı tarıma geçişi hızlandırmayı amaçlıyor. İklim değişikliği; artan sıcaklıklar, kuraklıklar, su kıtlığı, arazi bozulumu ve aşırı hava olayları yoluyla gıda sistemlerini giderek daha fazla tehdit ediyor, tarımsal verimliliği, tedarik zincirlerini ve kırsal geçim kaynaklarını zayıflatıyor. Bu tablo karşısında, iklime dayanıklı tarıma geçişin hızlandırılması küresel gıda güvenliğini güçlendirmek için pratik bir uygulama kilometre taşı sunuyor. İklim-akıllı tarım, daha iyi su yönetimi ve sürdürülebilir arazi kullanımı; dayanıklılığı artırabilir, ekosistemleri koruyabilir ve verimliliğin sürdürülmesini sağlayabilir. Bu nedenle iklim-su-gıda bağlantısı genelinde dayanıklılık inşa etmek; değişen bir iklimde gıda üretimini, kırsal geçim kaynaklarını ve uzun vadeli gıda güvenliğini korumak için zorunludur.

Okyanuslar ve Denizler; mavi karbon, okyanus gözlemi, veri paylaşımı, finansman ve uygulama ortaklıkları alanlarında eş güdümlü eylem yoluyla deniz ve kıyı dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlıyor. Okyanus ve kıyı ekosistemleri; ısınan sular, okyanus asitlenmesi, deniz seviyesinin yükselmesi ve daha sık görülen deniz sıcak hava dalgaları nedeniyle iklim değişikliğinin baskısı altında. Bu etkiler; biyoçeşitliliği, balıkçılığı, kıyı geçim kaynaklarını ve küresel iklimin düzenlenmesine yardımcı olan ekosistemleri tehdit ediyor. Bu tablo karşısında deniz ve kıyı dayanıklılığının güçlendirilmesi; ekosistemleri ve kıyı topluluklarını korurken okyanusun iklim azaltımına ve uyuma katkısını artıracak kilit bir uygulama önceliğidir. Mavi karbon, okyanus gözlemi, veri paylaşımı, finansman ve uygulama ortaklıkları konusunda daha güçlü uluslararası iş birliği; ekosistem restorasyonunu hızlandırabilir, sürdürülebilir okyanus yönetişimini iyileştirebilir ve mavi ekonominin dayanıklılığını artırarak uzun vadeli çevresel, sosyal ve ekonomik faydalar sağlayabilir. Kıyı ve ada ülkelerinin büyük bölümü Ulusal Uyum Planlarında ve Ulusal Katkı Beyanlarında mavi eylemler ortaya koydu; ortak hedefimiz artık okyanus-iklim hedeflerini kâğıttan mavi eyleme dönüştürmektir.

Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri; iklim kaynaklı şoklara etkili biçimde yanıt verebilecek, iklime dayanıklı ve eşitlikçi sağlık sistemleri geliştirmeye odaklanıyor. Artan sıcaklıklar, kötüleşen hava kalitesi, değişen hastalık örüntüleri ve daha sık görülen aşırı hava olayları dünya genelinde sağlık sistemleri üzerinde büyüyen bir baskı oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre iklim değişikliği; yalnızca yetersiz beslenme, sıtma, ishalli hastalıklar ve sıcak stresi nedeniyle 2030 ile 2050 arasında yılda yüz binlerce ek ölüme yol açabilir. Bu bilimsel arka plan karşısında, iklime dayanıklı ve eşitlikçi sağlık sistemleri geliştirmek bilime dayalı bir uygulama önceliğidir. Hazırlığın, sürveyansın, dayanıklı sağlık altyapısının ve sağlık hizmetlerine eşit erişimin güçlendirilmesi; iklim kaynaklı sağlık risklerini azaltırken sağlık sistemlerinin gelecekteki iklim etkilerini öngörme, bunlara yanıt verme ve toparlanma kapasitesini artırabilir. Dolayısıyla sağlık dayanıklılığına yatırım, iklime uyumu güçlendirmenin yanında önemli sosyal, ekonomik ve kalkınma faydaları da sağlıyor.

Rio Sinerjileri; eş güdümlü ekosistem restorasyonu, karbon yutaklarının korunması, sürdürülebilir arazi yönetimi ve sözleşmeler arası iş birliği yoluyla iklim, biyoçeşitlilik ve arazi gündemleri genelinde tutarlı eylemleri güçlendirmek üzere önceki COP'ların ivmesini ileriye taşımayı amaçlıyor. Bu sorunların birbirinden ayrı ele alınması etkinliği azaltabilir ve önemli sinerjilerin gözden kaçmasına yol açabilir. IPBES-IPCC Ortak Çalıştay Raporu; bütüncül çözümlerin iklim azaltımı ve uyumu, biyoçeşitliliğin korunması ile ekosistem dayanıklılığını aynı anda güçlendirebileceğini, istenmeyen ödünleşmelerden kaçınılmasını sağlayabileceğini vurguluyor. Bu tablo karşısında Rio Sözleşmeleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi; politika tutarlılığını artırmak, yatırımı daha verimli biçimde harekete geçirmek ve ulusal ve uluslararası düzeyde uygulamayı hızlandırmak için pratik bir yol sunuyor. Böylece daha güçlü bir Rio Sinerjileri yaklaşımı, sürdürülebilir kalkınmayı desteklerken üç küresel çevre sözleşmesinin tamamında ilerleme kaydedilmesine katkı sağlayabilir.

İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE); ülkelerin iklim ve kalkınma önceliklerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmesine yardımcı olarak ulusal iklim hedefleri ile uygulama arasındaki açığı kapatmayı amaçlıyor. Ülkeler iklim hedeflerini güçlendirmeyi sürdürürken, temel sorun giderek hedef belirlemekten uygulamaya kayıyor. UNFCCC'nin güncel analizi; sunulan Ulusal Katkı Beyanlarının %89'unun artık ekonomi geneli azaltım hedefleri içerdiğini, %73'ünün ise uyum bileşenleri barındırdığını gösteriyor. Bu da artan hedeflerin yanı sıra uygulama desteğine yönelik talebin de büyüdüğüne işaret ediyor. Aynı zamanda birçok gelişmekte olan ülke; iklim finansmanına erişimde, bankalanabilir proje hazırlamada ve kurumsal kapasiteyi güçlendirmede ciddi engellerle karşılaşmayı sürdürüyor, bu da taahhütleri eyleme dönüştürme imkânlarını sınırlıyor. Bu nedenlerle BRIDGE'in 2035'e kadar ölçeklendirilmesi, uygulama açığını kapatmak için pratik bir mekanizma sunuyor. Proje hazırlığının, kurumsal kapasitenin ve finansmana erişimin güçlendirilmesi; yatırıma hazır proje havuzlarını genişletecek ve öncelikli sektörlerde azaltım ile uyum eylemlerinin hayata geçirilmesini hızlandıracak. BRIDGE; hedefleri uygulamayla buluşturarak ulusal iklim planlarının ölçülebilir sonuçlara ve sürdürülebilir kalkınma faydalarına dönüşmesine yardımcı olabilir.

Yukarıda ortaya koyduğumuz hedefler ve bunların gerekçeleri; buyurgan bir nitelik taşımadığı gibi tek tek ülkeler için yeni yükümlülükler oluşturmayı da amaçlamıyor. Bunlar; iş birliğini güçlendirmeye ve koalisyonlar kurmaya yönelik açık bir küresel davettir.

Öncelikli temaların ilerletilmesi, hedeflerin işler hâle getirilmesi ve girişimlerin geliştirilmesi konusunda çok sayıda uluslararası kuruluşla yakın iş birliği içinde çalıştık. Ayrıca; gençlik liderliğinin katma değer sağlayabileceği gençlik ve eğitim ile seçilmiş uygulama temaları başta olmak üzere katılımı, görünürlüğü ve koalisyon kurmayı güçlendirmek için Üst Düzey İklim Şampiyonlarıyla da yakın biçimde çalıştık.

Hepinizi COP31 Tematik Günlerine katılmaya ve ortak öncelikleri ortaklıklara ve somut eyleme dönüştürmeye davet ediyorum.

Antalya'daki resmî müzakereleri tamamlayan COP31 Tematik Günleri; diyalog, ortaklıklar ve pratik uygulama yoluyla Başkanlığın öncelikli temalarını ilerletecek bir platform sunacak. Liderleri, uygulayıcıları ve toplulukları bir araya getiren tematik program, siyasi taahhüdün somut eyleme dönüşmesine yardımcı olacak. Bütün Tarafları ve paydaşları etkin biçimde katılmaya, çabalarını ortak öncelikler etrafında hizalamaya ve uzmanlıklarını paylaşmaya davet ediyoruz. Tematik günlere ilişkin ayrıntılı takvime COP31 Başkanlığı'nın internet sitesinden ulaşabilirsiniz: https://cop31.tr. COP31 boyunca, Küresel İklim Eylemi Ajandası'nın altı ekseni için de uygulamayı sergilemeye, iş birliğini güçlendirmeye ve yenilikçi çözümleri öne çıkarmaya yönelik özel alanlar bulunacak. Başkanlık öncülüğündeki etkinliklerin yanı sıra ortak kuruluşlar ve paydaş gruplar; Tematik Günler boyunca sunulacak alanlarda girişimlerini tanıtma, iyi uygulamaları paylaşma ve iklim eylemini hızlandıran ortaklıklar kurma imkânı bulacak.

11-12 Kasım'da düzenlenecek Liderler Zirvesi; Başkanlığın öncelikli temalarının hayata geçirilmesine siyasi ivme kazandırmak ve uluslararası iş birliğini güçlendirmek üzere Devlet ve Hükümet Başkanlarını bir araya getirecek. Zirve; liderlere ulusal öncelikleri hizalama, ortaklıkları harekete geçirme ve çok taraflı iklim eylemine duyulan güveni pekiştirme imkânı sunacak.

Bilgi ve yeniliğin iklim eyleminin hayata geçirilmesindeki önemini göz önünde bulundurarak; adil, kapsayıcı ve iklime dayanıklı bir dönüşüm için beceri ve kapasite geliştirmeyi ilerletmek üzere politika yapıcıları, eğitimcileri, öğrencileri, gençleri, üniversiteleri, sivil toplumu ve özel sektörü bir araya getiren çeşitli forumlar düzenledik. Bu vesileyle hepinizi; 4-5 Eylül 2026'da İstanbul'da düzenlenecek İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'ne ve 10-11 Eylül 2026'da Trabzon'da düzenlenecek Okyanuslar ve Denizler Zirvesi'ne davet etmek istiyorum.

COP31'e giden yolda düzenlenecek İş Forumları dizisi; Paris Anlaşması'nı desteklemek üzere özel sektör liderliğini, finansmanı ve yeniliği harekete geçirecek. Londra İklim Eylem Haftası'nda düzenlenen ilk forum, uluslararası iş dünyası ve finans liderleriyle bu katılım yolunu başlattı. New York İklim Haftası'nda yapılması planlanan ikinci forum; öncelikli temalar etrafındaki iş birliğini derinleştirecek ve çözümleri, uygulama için gereken ortaklıklar ve finansmanla buluşturmaya yardımcı olacak. Dizi; 12-13 Kasım'da Antalya'da düzenlenecek COP31 İş Forumu ile doruğa ulaşacak, uygulamayı ve uzun vadeli iklim hedeflerini destekleyen ortaklıklar, yatırımlar ve pratik çözümler sergilenecek.

Hep birlikte, hedeften uygulamaya uzanan ortak bir yol haritası inşa edelim.

Önümüzdeki haftalarda ve aylarda Başkanlık; açık, kapsayıcı ve öngörülebilir bir istişare sürecini sürdürecek. Bütün Tarafları ve paydaşları; İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi, Bakü'deki İklim Haftası-4, New York İklim Haftası ve Fiji'deki Pre-COP toplantısı başta olmak üzere tematik istişareler ve önemli kilometre taşları aracılığıyla Aksiyon Ajandası'nın geliştirilmesine katkı sunmaya davet ediyorum.

Bu kilometre taşları, Antalya'ya giden yolda Başkanlığın Aksiyon Ajandası girişimlerine ilişkin anlayışı kademeli olarak derinleştirecek. Başkanlık girişimlerinin duyurulması; ortaklıkları güçlendirecek, uygulama yollarını ilerletecek ve COP31'e doğru ivme oluşturacak.

2026, ikinci İki Yıllık Şeffaflık Raporlarının (BTR) sunulması bakımından önemli bir yıl olduğundan, bütün Tarafları raporlarını sunmaya teşvik ediyor; son tarihin bu yılın 31 Aralık'ı olduğunu hatırlatıyoruz. 2030 sonrası ulusal katkı beyanlarını (NDC) henüz sunmamış Tarafları da bir an önce sunmaya teşvik ediyor; iddialı ve şeffaf ulusal taahhütlerin Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmak için zorunlu olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca; ülkelerin değişen iklimimizin kısa ve uzun vadeli etkilerine karşı dayanıklılık kazanması bakımından merkezî önemde olan etkili Ulusal Uyum Planlarının sunulmasını ve uygulanmasını teşvik ediyoruz.

COP31 yaklaşırken Başkanlık; güveni pekiştirmek, diyaloğu kolaylaştırmak ve dengeli, uzlaşıya dayalı sonuçları desteklemek üzere bütün Taraflarla açıklık, şeffaflık ve kapsayıcılık ruhu içinde istişarelerini sürdürecek. Önümüzdeki zorluklar büyük; ancak fırsatlar da o denli büyük. İddialı hedeflerle, esneklikle ve ortak bir sorumluluk anlayışıyla birlikte çalışarak çok taraflı iklim iş birliğine duyulan güveni güçlendirebilir; iklim krizinin aciliyetine karşılık veren pratik, kapsayıcı ve iddialı sonuçlar üretebiliriz.

Sürekli ortaklıkları ve yapıcı katılımları için Taraflara, gözlemcilere, uluslararası kuruluşlara ve diğer Taraf dışı paydaşlara içtenlikle teşekkür ediyorum. Önümüzdeki aylarda Sayın Bakan Bowen ile birlikte hepinizle yakın iş birliği içinde çalışmayı ve uluslararası toplumu Antalya'da başarılı bir COP31'de ağırlamayı dört gözle bekliyorum.