Dünya Meteoroloji Örgütü Üst Düzey Oturumu Açılış Konuşması

Sayın Genel Sekreter, Değerli Büyükelçilerimiz,
Sizleri COP31 Başkanlığı adına saygıyla selamlıyor, bugün bizleri bir araya getiren Dünya Meteoroloji Örgütü’ne teşekkür ediyorum.
Gerçekleştirdiğimiz bu kıymetli toplantının, COP31’e doğru ilerlediğimiz bir dönemde özel bir anlam taşıdığına inanıyorum. Hepinize hoş geldiniz diyorum.
Kıymetli Dostlar,
İklim değişikliği konusunda bugün sahip olduğumuz ortak anlayışın, aldığımız kararların ve iş birliğinin temelinde; uzun yıllara dayanan bilimsel tecrübemiz var.
COP31 Başkanlığı olarak sorumluluğumuz, insanlığın sahip olduğu bu bilimsel temeli korumak, bilimle uygulama arasındaki bağı güçlendirmektir.
İnsanlık için bilimsel sonuçların en kıymetli merkezlerinden biri de Dünya Meteoroloji Örgütü. Örgütün sunduğu verilere göre; küresel iklim sistemi tarihteki en dengesiz dönemini yaşıyor. Sıcaklıklar rekor seviyelerde seyrediyor, kuraklık riski yaşanıyor, bir yandan buzullar eriyor, 2026 sonu için El Nino uyarısı yapılıyor.
Küresel anlamda İklim riski, artık insanların hayatına, geçim kaynaklarına, şehirlerimize ve kalkınma imkânlarına doğrudan yansıyor.
Bunun en acı örneklerinden birini birkaç hafta önce Nepal’de gördük. Himalayalarda meydana gelen buzul çökmesinin tetiklediği büyük sel; yerleşim alanlarını, yolları, köprüleri ve enerji altyapısını vurdu. 1.386 insanımız hayatını kaybetti, 5.130’dan fazla insanımız hâlâ kayıp.
İklim değişikliğinin sonucu nedir derseniz, net bir şekilde Nepal’i gösterebiliriz.
Meseleye kendi ülkemiz ölçeğinden baktığımızda da aynı kötü manzarayla karşı karşıyayız. Bugün Türkiye’de de sıcaklıklar yükseliyor, yağış düzeni değişiyor ve aşırı hava olayları daha sık karşımıza çıkıyor.
Yağışlar konusunda da tarihimizin en değişken sürecini yaşıyoruz. 2025’te, son 52 yılın en düşük yağış seviyesini görmüşken, 2026’da son 66 yılın en yüksek yağış seviyesine ulaştık.
Son 10 yılda bazı illerimizde aşırı yağışların ardından sel, su baskınları ve heyelanlar yaşadık; aynı zamanlarda başka bir bölgemizde orman yangınlarıyla mücadele ettik.
İşte bu tablo bize meteorolojik risklerin arkasında; evler, çiftçiler, çocuklar ve aileler olduğunu yeniden hatırlatıyor.
Meseleye bu açıdan baktığımızda şunu söylemek zorundayız! Doğru gözlem, doğru tahmin ve zamanında uyarı, bugün dünyanın en temel insani güvenlik meselesidir!
Doğru uygulamanın ilk şartı, riski doğru bilmektir.
Biliyoruz ki; meteoroloji ve iklim bilgisi; afetlere hazırlıktan su yönetimine, tarımdan sağlığa ve dirençli şehirlerin planlanmasına kadar kararların bilimsel temelidir.
Bu nedenle gözlem, tahmin ve erken uyarı kapasitesini güçlendirmek COP31 uygulama yaklaşımının önemli bir parçasıdır.
Türkiye olarak Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Herkes için Erken Uyarılar girişimini güçlü biçimde destekliyoruz.
Biz de bu konuda sağlam bir kapasite oluşturduk. Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz; gözlem sistemleri, meteoroloji radarları, uydu verileri ve tahmin modelleriyle meteorolojik hadiseleri yakından takip ediyor.
MeteoUYARI sistemimizde yaklaşan tehlikeler farklı renk kodlarıyla gösteriliyor; uyarılar il ve ilçe düzeyinde kamuoyuna ve ilgili kurumlara ulaştırılıyor.
Bu kapasite, riski daha erken görmemizi ve karar vericilere harekete geçmek için zaman kazandırmamızı sağlıyor.
Bu çalışma aynı zamanda bir sorunu daha çözmemize imkan sağlıyor. Bildiğiniz gibi; bir çiftçi için birkaç derecelik sıcaklık farkı, birkaç saat erken gelen yağmur, beklenmeyen dolu veya bir gecelik don bütün bir yılın emeğini etkileyebilir. Bu yüzden hava tahmini; ekim, sulama, ilaçlama ve hasat zamanlamasında stratejik bir üretim aracıdır.
Meteorolojik bilgiyi tarladaki üreticinin günlük kararlarına daha güçlü biçimde taşımak, aynı zamanda gıda güvenliğini güçlendirmektir.
Çünkü, etkiye odaklanan tahmin, bilgiyi doğrudan hazırlıkla buluşturur. Doğru tahmin ve erken harekete geçme, büyük kayıpların önüne geçebilir. Bu nedenle erken uyarının başarısını, bilginin zamanında eyleme dönüşmesiyle ölçmeliyiz. Bilim ile uygulama arasındaki mesafeyi azaltmalıyız.
Bilginin; planlamaya, yatırıma ve uygulamaya yön vermesini istiyoruz.
Ulaşmak istediğimiz sonuç açıktır: insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru bilgiye zamanında ulaştığı ve temiz, güvenilir enerjiye erişimin genişlediği bir dünya!
Değerli Katılımcılar,
İklim kaynaklı hangi afeti konuşsak, karşımıza şu gerçek çıkıyor.
Riskleri en aza indirmek, emisyonları daha hızlı azaltmak, uyum kapasitesini güçlendirmek ve kırılgan toplumları desteklemek zorundayız.
Artık konuşmanın ötesine geçmeli, dünyanın yükselen ateşini hep birlikte düşürmeliyiz.
Yol zorlaşabilir. Ama yönümüzü değiştiremeyiz. 1,5 derece bizim pusulamızdır.
Bu yolda bize düşen görev de, bizi güvenli iklim patikasına taşıyacak politikaları ve uygulamaları; gücümüz yettiğince güçlendirmektir.
COP31 Başkanlığı olarak bunun farkındayız ve bunun için de başından bu yana Uygulama COP’u vurgusu yapıyoruz.
Antalya’da mevcut taahhütlerin nasıl uygulanacağını; finansman, teknoloji ve kapasite engellerinin nasıl aşılacağını konuşmak istiyoruz.
Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yaklaşımımız da bunu ifade ediyor: farklı koşulları anlamak, ortak zemini büyütmek ve bu zemini sahada sonuca dönüştürmek.
Bu kapsamda şimdiye kadar çok önemli çalışmalar gerçekleştirdik.
BONN’da açıkladığımız eylem gündemimiz doğrultusunda; temiz enerji ve elektrifikasyon, Sıfır Atık, dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gençlik ve eğitim, gıda güvenliği, okyanuslar ve denizler, dirençli sağlık sistemleri, Rio Sinerjileri ve İklim Uygulama Köprüsü olmak üzere on öncelikli alan belirledik.
2035’e kadar elektrifikasyonu hızlandırmayı, binalarda enerji kullanımını azaltmayı, atık artışını yavaşlatmayı, döngüsel malzeme kullanımını artırmayı ve iklim eğitimini güçlendirmeyi hedefliyoruz.
Uygulama hedefleri doğrultusunda her bir başlıkta bilimi, şehirleri, gençleri, iş dünyasını ve finans kuruluşlarını buluşturduk.
Asrın felaketini yaşayan, 2 yılda ayağa kaldırdığımız Hatay’da dirençli şehirleri ele alırken, İklim Finansmanı Zirvesi’nde hedeflerle yatırım arasındaki mesafeye odaklandık.
Trabzon’da denizler ve okyanusları iklim sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak konuşurken, Ankara’da 100’ü aşkın ülkeden temsilcilerle ihtiyaçları ve uygulama önceliklerini değerlendirdik.
Önümüzde New York İklim Haftası, Fiji Pre-COP’u, Dünya Liderler Zirvesi ve Antalya’da bilime ayrılacak özel tematik gün var.
Her aşamada bilimi karar ve uygulamayla daha güçlü biçimde buluşturacağız.
Bu vesileyle sizleri COP31’in tematik günlerine davet etmek istiyorum.
Burada başlayan diyaloğun Antalya’da somut ortaklıklara, yatırımlara ve uygulamaya dönüşmesini arzu ediyoruz.
Sözlerime son verirken şunu belirtmek isterim;
Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz ile de bilgi ve tecrübemizi diğer ülkelerle paylaşmaya devam edeceğiz.
En az gelişmiş ülkelerin teknik kapasitesini güçlendirecek eğitim programlarını da sürdürüyoruz.
Bundan sonraki süreçte de 3 yıl boyunca her yıl en az gelişmiş ülkelerden 30 teknik personele eğitim verecek, her türlü desteği sağlayacağız.
Kasım ayında Antalya’da görüşmek üzere diyor, hepinize teşekkür ediyorum.




